@jelibon: ben bu artıları admine göt siktirirek kazanmadım. hepsinde yılların birkimi ve alın teri var. tırnaklarımla kazıya kazıya ulaştım 5bin artıya. mülteciler gibi başka sözlüklere kaçmadım. sözlüğüme ihanet etmedim. şimdi kendi sözlüğümde şöhretimin tadını çıkarıyorum. haddini bil!
anasini siktigimin muptezel kopekleri
Yolculuğumun üzerinden 5 ay geçmesine rağmen halen unutamıyorum. Ve unutamayacağım da. Hayatımda yaptığım en güzel şeylerden biriydi. Artık nerde bir kuzey melodisi görsem, bir kuzey manzarası görsem aklıma gelmeden edemiyor. Avrupa Rüyası ile çıktığım bu kuzey avrupa turu serüveninde edindiğim güzel anılar için rehberimize, yol arkadaşlarıma, koordinatörlerime kocaman teşekkürü borç bilirim. Dedikleri gibi “rüya gibi rüya”. Halen daha Norveç fiyortlarında yaptığım gemi yolculuğunda herkes fotoğraf çekilirken benim kulaklığımı takarak yemyeşil tepelerden süzülen şelaleleri, ayağımın altında akıp giden eşsiz ulu sogne fiyortun sularının müzikle olan ahengini unutmam mümkün değil.
Gezmeyi seviyorsanız, yollar olmadan yapamam diyorsanız, sırt çantanızı hazırlayın, yola koyulun. Hayat kısa, kuşlar uçuyor.
avruparuyasi.com.tr/
@feminist travesti:
@sallapati:
Siz çift misiniz lan?
"İktezathü-t tabiat" Yani; tabiat iktiza ediyor, tabiat yapıyor. İşte bu hükmün çok muhalatı var. Nümune için üçünü zikrediyoruz.
BİRİNCİSİ:
Eğer mevcudatta, hususan zîhayatta görünen basîrane, hakîmane olan san'at ve icad, Şems-i Ezelî'nin kalem-i kader ve kudretine verilmezse, belki kör, sağır, düşüncesiz olan tabiata ve kuvvete isnad edilse lâzım gelir ki; tabiat, icad için herşeyde hadsiz manevî makine ve matbaaları bulundursun; veyahud herşeyde, kâinatı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet dercetsin. Çünki nasıl şemsin cilveleri ve akisleri, zemin yüzündeki zerrecik cam parçalarında ve katrelerde görünüyor. Eğer o misalî ve aksî güneşçikler, semadaki tek güneşe isnad edilmese, lâzım gelir ki; bir kibrit başı yerleşmeyen bir zerrecik cam parçasında tabiî, fıtrî ve güneşin hâsiyetlerine mâlik, zahiren küçük, manen çok derin bir güneşin haricî vücudunu kabul ederek, zerrat-ı zücaciye adedince tabiî güneşleri kabul etmek lâzım geldiği gibi.. -aynen bu misal gibi- mevcudat ve zîhayat doğrudan doğruya Şems-i Ezelî'nin cilve-i esmasına verilmezse, herbir mevcudda, hususan herbir zîhayatta hadsiz bir kudret ve irade ve nihayetsiz bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, âdeta bir ilahı içinde kabul etmek lâzım gelir. Bu tarz-ı fikir ise, kâinattaki muhalatın en bâtılı, en hurafesidir. Hâlık-ı Kâinat'ın san'atını, mevhum, ehemmiyetsiz, şuursuz bir tabiata veren insan, elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir.
Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var. Ehl-i iman, bilmeyerek istimal ediyorlar. Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz:
Birincisi: "Evcedethü-l esbab" Yani, "Esbab bu şey'i icad ediyor."
İkincisi: "Teşekkele binefsihi" Yani, "Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor."
Üçüncüsü: "İktezathü-t tabiat" Yani, "Tabiîdir, tabiat iktiza edip icad ediyor."