muhtesem yuzyil - son dem

18 eylul'de star'da

? lokman 04.09.2013 21:51 0

granny

? Anonim o.ç. 04.09.2013 21:52 0

göğüs ağrısı çekmenin verdiği o sert, kırılgan sızının üzerine bir sigara daha yakıyorum. soğuğun ürpertisini umursamadan pencereden dolup taşan yağmurun taşıdığı o yoğun kokuyla karışan sigara kokusunun yarattığı huzurlu huzursuzluk hakimiyeti var şu sıralar. huzursuzluktan zevk almak var ya, ben hala daha bunu anlamış değilim diyenlere karşı da alaycı bir gülümseme beliriyor dudaklarımda. hele bir de o müthiş anlamlar yüklediğiniz mutluluk, huzur ekseninde dönüp durma kandırmacasının pencereden savrulan yağmur damlalarına benzemesi işten bile değil.

kokuların -istemsizce- getirisi, hafıza merkezindeki sinapsların aktifleşip beynimin tüm nöronlarına dağılan bilgi tanelerinin bir araya gelip çileden çıkarması yine bu hastalıklı süreçlerde. farklı zamanlarda yaşadığın farklı insanların kokularının bilgisini unutmaya çalışma başarısızlığı yine bir fiyaskoyla sonuçlanıyor. kendi kendinden yarattığın o canavara bir kez daha bakıyorsun uzaktan. kötü mü kokuyorum acaba? üzerimdeki hırka başkası gibi, saçlarım başkası gibi kokuyor, ellerim sanki bana ait olamayacak bir koku taşıyor, uzandığım yatağa başkasının kokusu sinmiş. tüm bunları sindirmeye çalışmadan ayrıştırmam gerektiği konusunda da kendimle hemfikir olup usulca cımbızla çekiyorum her bir nüansı.

şimdi bir rüzgar daha esiyor hafiften kumaşın teslim oluşunun tartışılmazlığı gibi gerçeklikler varken, teslim olma tutkusunu kabul edemeyen ben var diğer tarafta. aksi tarafta. halbuki teslim olunca daha güzel olduğunun farkındayım, nesnel ödevini yerine getiriyor, pek bi kantçı.

sigara dumanını yutan açık havaya kayan gözlerimi düşünürken, yine kendimi istemsiz teslim ettiğim kaslarımın her bir hücresinde buluyorum. mahkum olduğum her bir hücrenin istikrarsız çoğalışına engel olamama ve bunu kontrol altına alamama çaresizliğinin acısı yine o parçayı kendi kendinden uzaklaştırma kontrolüne dönüşebilmesinin hoşnutluğu içerisinde de olabilirim. ama olmamayı tercih etmek de kendine acımaktan temelli değil de belki bir şeyler hissederim düşüncesi temeline bürünüyor. yine kendini tekrar etme yoluna girmekse hiç ehven değil.

sigarayı söndürememe ise en acı olanı. derinin yanması usul usul ancak hiçbir acı hissedememe sonrası gelen refleksiv geri çekilme. o kadar mı dayanıksızdım ben ateşe? ve bu koku... yanık süngerin yanık et kokusuyla karışımını yutamayan açık havaya lanet etme. gözlerim yine kayıyor.

güneşe uzaktan bakmanın verdiği muhteşemliği kendi kendine tattırmaya çalışmak da nesi? ışınları yansıtan muazzam yeşilin göz kamaştırıcılığını ne zamana kadar yaşayabiliriz sorununun yarattığı muhteşem durumlar geliyor gözlerimin önüne zaman ve mekan ekseninde ki ne kadar çaresiz ve ne kadar da güçlü oluşumuzu düşünüyorum ve aslında korkak ve aslında ne kadar da boş. doldurulamayacak denli boş. varlığının çok da öneminin olmamasının akabinde zorlama yoklukların ne derece müthiş olduğunun idrakine varmaksa bulantı sebebi.

her şey fazla hızlı. gelişim sürecinde ve belki de yüzyıllar sonrasında edinilen göz kaslarının ve merceğinin daha da sofistike hale gelmesini istemem çok mu garip? yavaşlatabilecek seçeneklerin olmasının bir kuşun kanat çırpışını daha da açıklanabilir hale getireceğini, kaçışan bir böceğin ayak hareketlerinin usulca gözlemlenebileceğini düşünsek de gerçekte olan o mu olur ki sorusunun da sorulması gerekliliğini birinin yerine getirmesi gerekirdi.

göz gezdiriyorum. huzurlu huzursuzlukla karşı karşıyayım ve bu yine bir önem ihtiva etmiyor ve ben yine yerli yerimdeyim. üşümelerime ise farklı biyolojik ve fiziksel bahaneler uydurarak. ki bu da pek de önemli değil. her şey duruyor yatağımda, uygun, durgun ve nefessiz. halbuki çatlamış fayanslardan bile su sızıyor.

? smurf 04.09.2013 21:55 0

götüne çaydanlık sokanların hikayesi

? sormaneden 04.09.2013 23:49 0